Komik Sözler - İşte size aşkın gerçek tanımı...(Mükemmel)
İşte size aşkın gerçek tanımı...(Mükemmel)
İşte size aşkın gerçek tanımı...(Mükemmel)
Zaten aşk hayatın içinde bir an sadece. Bazen birkaç hafta, bazen yıllar süren. Sürerken bizi aklımızdan kurtaran, doğanın bir parçasına
dönüştüren. Sonsuzluk okyanusunda minik bir ada. İçine umutlarımızı koyduğumuz bir küçücük kutucuk
“Aşk, insanın kendisini aptal gibi hissetmekten hoşlanabilmesidir”
Bunu ilk romanımın kahramanı Arda söylemişti. Üstelik kendisi on yedi yaşındaydı ve ilk kez aşık oluyordu. Henüz kimseyle sevişmemişti.
İtiraf edeyim, yazdığı her şeyin arkasında duramıyor insan. Çünkü bazen sizin sözleriniz olmuyor onlar. Roman kişilerinin düşüncelerini
yansıtmak için yazıyorsunuz. Üstelik bilen bilir; sağı solu belli olmayan, oynak tiplerdir kahramanlarım. Her zaman güvenemezsiniz.
Hele üzerinden zaman geçtiyse, kahramanlar yazarlarından iyice uzaklaşıyor. Araya başka kitaplar ve hayatın kendisi giriyor çünkü. Bir
başkasının elinden çıkmış gibi görünüyorlar.
Ama Arda’nın bu basit tarifi, bugün bile doğru geliyor bana. Hayatı tanıdıkça Arda’ya hak veriyorum. Gayet gerçekçi buluyorum o hayali
genç kızın sözlerini.
Sayesinde aşkın bizi niye mutlu ettiğini anlar gibi oluyorum çünkü.
Aşk bizi mutlu ediyor, çünkü onun sayesinde kurtuluyoruz bilincimizden. Kendimizi aptal gibi hissediyor ve bundan zevk alıyoruz. Aptal bir
aşığa dönüşmek resmen mutluluk veriyor bize.
Akıl devreden çıkınca doğaya dönüyoruz. Çıldırasıya sevişirken kendi doğamızla buluşuyoruz. Daha doğrusu, kendimizi doğanın bir parçası
gibi hissediyor ve unutuyoruz acılarını dünyanın. Akıl geri dönünce uzatmalar başlıyor.
Bilinçlendiğimiz an yabancılaşmışız doğaya. Kendimizi onun dışında bir varlık gibi görmüş, bir parçası olmaktan çıkmışız.
Aslında tam bir cennetten kovulma hikayesi.
Bitki ve hayvanların böyle dertleri yok. Aslan aslan olduğunun, ağaç ağaçlığının farkında değil. Zaten bu yüzden doğanın içindeler hâlâ.
Bizse milyonlarca yıldır bedelini ödüyoruz bilincimizin.
“Ben insanım, şu gördüğüm de doğa” dediğimiz günden beri sürgündeyiz.
Bize bunu söyleten bilinç yüzünden sürülmüşüz uzaklara. O gün bugündür bir dönüş bileti arıyoruz. Anneler bebeklerini emzirirken, dedeler
ağaçlarını dikerken doğaya yaklaştıklarını hissediyorlar.
Aşk da bize evimize giden yolu gösteriyor işte.
Birini sevdiğimizde bilinç susuyor ve aptallaşıyoruz. Bilinç susunca insan kendisini yeniden doğanın bir parçası gibi hissediyor. Böylece ulaşıyor
vaat edilmiş topraklara
Anlıyoruz: Akıllı fikirli yaratıklar olduğumuz için yanmışız meğer. Kendi doğamızı bastırdığımız, isteklerimizi ertelediğimiz için.
Bunu yapmışız çünkü uygarlık böyle buyurmuş.
Yüzlerce katlı gökdelenlerin ve görkemli tapınakların temelinde gem vurulmuş arzular var. Bastırılmış her arzu, potansiyel bir sanat eseri.
Doğaya yabancılaşarak uygarlığın bedelini ödüyoruz.
Neyse ki aşk var. Doğaya dönmenin nasıl bir şey olduğunu hissettiriyor bize. Uygar olalım derken neler kaçırdığımızı fısıldıyor. Aşık olunca
kendimizi kaybetmemiz de doğayla buluşmanın bu şok edici mutluluğu yüzünden.
Aşk bir şok çünkü; bilincimizi felç eden.
Herhalde bu yüzden aşık olmaya çekiniyor bazıları. Aşkla karşılaştıklarında kaçacak yer arıyorlar. Duygusuz ya da zalim oldukları için değil,
korktuklarından.
Bilinçlerini yitirmekten korkuyorlar. Çünkü çıplak ve savunmasız hissediyorlar o zaman kendilerini. Haklılar da; gerçek aşk sevgilimize karşı
çıplak ve savunmasız kalmaktır.
Bunu yapmayanlar için üzülebiliriz belki ama onları suçlayamayız. Yaralanmaya açık bir yaşam zor gelebilir bazılarına.
Tabii ki kontrolü kaybetmeden, aklı başında bir hayat sürebiliriz. Kimse bizi zorla aşık etmiyor. Aşkın tadını almasak da geçip gidiyor ömür.
Zaten aşk hayatın içinde bir an sadece. Bazen birkaç hafta, bazen yıllar süren. Sürerken bizi aklımızdan kurtaran, doğanın bir parçasına
dönüştüren. Sonsuzluk okyanusunda minik bir ada. İçine umutlarımızı koyduğumuz bir küçücük kutucuk.
Aşıkken doğamızla barışıyor ve aptallığın tadını çıkarıyoruz yine de. Sevişirken doğaya döndüğümüzü zannedip mutlu oluyoruz.
On yedi yaşındaki Arda’nın söylediği o masum söz rehberlik ediyor bana. İnsan zekâsını yendiğinde kendi kitaplarından bile bir şeyler
öğrenebiliyormuş meğer.
Oysa zaten bal gibi biliyoruz acı gerçeği.
Aşkın geçici olduğunu, bilincin er geç döneceğini... Büyü bozulunca koşarak gelip yıkacağını her şeyi... Büyük bir hayal kırıklığı duyacağımızı
bu yüzden... Hepsini bile bile yaşıyoruz aşkı. Zeki olmaktan hoşlanmıyoruz çünkü, itiraf edemesek de.
Gördüğümüz her şeyi anlayıp yorumlamak iflahımızı kesiyor hayat boyunca. O çok övündüğümüz zekâmız bizi yalnız ve huzursuz varlıklar
haline getirmekten başka işe yaramıyor.
Aşksa yalnızca aptallık veriyor bize. Sürgünden dönmemizi sağlayan o güzel aptallığı.